Monday, October 26, 2009

ARAPSAÇI

Şimdi nereden anlatmaya başlasam..
Hani devamlı istediğim,etraf yıkılsın dökülsün,sesim çıkmaz dediğim tadilat varya..Ha!!O başladı işte...
Tam 1 ay oldu..Bana göre bir arpa boyu yol gidemedik.Benim sesimin tonu tavan yapmış durumda.Devamlı bağırıp,söyleniyorum sağa sola..
Kasım 15 gibi taşınırsınız diyorlar ama...Ben daha ileri tarihleri bulacağına inanıyorum.
Tüm elektrik tesisati,banyo,mutfak,kapılar,parke,badana,mobilyaların boyanması,koltukların kaplanması..Boyumdan büyük bir işe kalkıştım anlayacağınız.
Uzun bir zaman tadilat yapılan evimizde yaşama inadım vardı benim....Yok gitmem dedim.Oda oda temizlenir yaşarım diye hayal kurarken...Topladık valizleri,annemlerin evine yerleştik.Aşağı yukarı her gün geliyorum eve..Ne olmuş neler yapılmış diye...Ama o kadar kontrol etmeme rağmen salak elektrikçinin işi bittikten sonra sigorta şalterini açmadığını farkedememişim maalesef..Elimde 5kg kadar bozulmuş et,sebze vs..dolu şu an.
Kimse kendi evine gösterdiği dikkati,hassasiyeti başkasının evinde göstermiyor maalesef.
Bu kadar işimin arasında ne yaptım ne ettim Fashionable'a katıldım 3 gün boyunca.
Her gece ayaklarımı omuzuma alarak eve döndüm...Bu etkinlikle ilgili yazılarımı ModaMutfağı'nda okuyabilirsiniz.
Ha bu arada orada Zeynep Tunuslu ile tanıştım..Haftaya Cumartesi TV8'de beraber sunduğumuz Fashionable görüntülerini seyredebilirsiniz.
Zeynep Hnm ile beraber geceye katlan bayanların ve bayların kıyafetlerini eleştirdik beraber..Çok eğlendim açıkçası.Çok güldük.
Umarım makaslanmaya gitmez bazı söylediğim şeyler..
Bunun dışında birde sevgilim geçenlerde katıldığı Famous Cup'ta gezi tekneleri sınıfında 1.oldu.
İkimiz de bu kadar işin arasına bunları sıkıştırdık ama 2 ustayla baş edemedik.
Şaşkınım,mutluyum,sinirliyim...Gerginim.

Wednesday, September 16, 2009

30 KÜSÜR YAŞINDA Kİ BİR ÇOCUĞUN TECRÜBE HİKAYESİ

Ağabeyimle arabadan indiğimizde hemen yanımıza geldi kuzenim S.
-Şimdi sizi daha iyi anlıyorum,dedi.Bizden daha tecrübelisiniz.Nasıl geçirdiniz bunca zamanı?
Gözlerimde ki yaşları akıtmamak için sadece sarıldım..Ağzımdan bir kelime bile çıkamadı.
Sadece gözümün önünden o 17 sene geçti.
Ve sadece içimden anlattım o 17 seneyi...
Sonra kardeşim gibi sevdiğim S.'nin kızkardeşi Z'yi gördüm...Bembeyazdı yüzü...Gözleri balon gibi şiş ve kırmızıydı...
Sıkıca sarılıp,
-Annelerimiz artık orada beraber,diyebildim.
Sevgili S. ve Z. nasıl mı geçti o yıllar.
İşte böyle...
İlk ölüm haberini aldığın anda sadece ağlıyorsun..Hıçkıra hıçkıra..İsyan ediyorsun.Neden O?diye soruyorsun Tanrıya...
Cenaze günü hayalet oluyorsun sende.Görmüyorsun,duymuyorsun..Sadece robot oluyorsun.Sana ne söylenirse ne istenirse sorgulamadan yapıyorsun.
Zaten 1 hafta boyunca dua ve eve gelen ziyaretçiler olduğu için hiç ama hiç anlamıyorsun..Yine bir robotsun.Önüne yemek verirlerse yiyiyorsun,içiyorsun..
Gelen misafirler,arayan kişiler sana hal hatır sorunca gıcık oluyorsun.Dalga geçtiklerini düşünüyorsun?Nasıl olabilirsin ki?Saçma bir soru.
Bazen evden kovmak istiyorsun insanları..Senin kadar uzun zaman geçirmemiş...sıkıntısını,sevincini,üzüntüsünü bilmeyen insanların döktükleri göz yaşlarını görünce,sana çok sahte geliyor...
Sonra o kalabalık dua ile beraber bitiyor zaten.Herkes artık evine gitmiştir.Kendi hayatlarına devam etmektedir.
Benim annem öldükten 3 gün sonra yılbaşıydı...O gelen kalabalık birden azalmıştı biliyor musun? Herkesin o gece için planları vardı..Taaaaaa sene başından yaptıkları...O gece herkes 10'dan 1'e doğru sayarken ben de benim için verilen kararları dinliyordum..Nede olsa 14 yaşındaydım..Nerede,kiminle yaşayacaktım?
40'ı, 52'si,senesi derken...Geçen o zamanlarda sadece rüyalarınla yetiniyorsun..Sadece görebildiğin tek yer orası oluyor çünkü.
Bazen yolda giderken bir kadın görüyorsun.Arkadan bakıyorsun tıpatıp benziyor..Takılıyorsun peşine..İçinde bir şüphe.Acaba giden geliyor mu?diye.
Bazen O'nun kullandığı bir parfüm kokusunu alıyorsun havada....O zaman yanında hissediyorsun.
Sonra bayram,tatil,yılbaşı,doğum günü...Aklına ne gelirse.Hep yanına gittiğin beraber olduğun zamanlar geliyor sırayla..Sen,O'nun evi yerine minicik bir mezarlığa gidiyorsun...
O taşta ismini görmek acı geliyor.Mezarlık görevlilerine her zaman söyleniyorsun..Daha temiz olsunlar,burada yatanlara saygılı olsunlar istiyorsun.Her defasında ellerinle sen temizliyorsun orayı..Başkasının yapması içine sinmiyor çünkü..
Bir dönem yüzünü,sesini unuturmuyum acaba diye endişeye düşüyorsun..Ezberleyene kadar tüm resimlerine,video kayıtlarına bakıyorsun..Anneannene,teyzenlere ve O'nu tanıyan herkese beraber yaşadıkları hikayeleri anlattırıyorsun..Hiç duymadığın komik şeyler duyuyorsun,gülüyorsun..Yada ne kadar cesur olduğunu...
Sonra o malum gün geliyor..Anneler günü..Herkes elinde bir hediye paketi yada çiçekle annesinin yanına giderken sen O'nun yattığı yerin yolunu tutuyorsun..
Arkadaşların o gün için ne hediye alacaklarını kendi aralarında konuşurken gıcık oluyorsun onlara.
Bazende bir arkadaşın,kuzenin,yeğenin senin yanında annesine sarıldığında kıskanıyorsun,sinir oluyorsun.Daha dikkatli olmalarını içten içe istiyorsun.
Tıpkı bir zamanlar benim seni kıskandığım gibi..Ama o zamanlar çocuktum ben..Ama bu yaşımda başıma gelseydi yine kıskanırdım eminim..Bende Annen gibi yengeç burcuyum ya..Biraz kıskanç,eli fazla açık ve duygusal..
Sonraki seneleri sen bile takip edemiyorsun...Gerçekten zaman çok hızlı geçiyormuş,diyorsun.
Mesela bir yemek yapmaya kalkıştığın zaman keşke O olsaydı da bana anlatsaydı,diyorsun..
İleride sen de Anne olduğun zaman ki büyükler hep öyle der ya..Acaba beni nasıl yetiştirdi,ben de öyle yetiştirebilecekmiyim diye hep bir endişe taşıyorsun içinde.
Ve hiç azalmıyor sevgisi,özlemi biliyor musun?
Hiç endişelenme,bir gün unuturmuyum diye..Yaşadığın her saniye hep aklında oluyor çünkü...
30 küsür yaşımada gelsem,Sezercik,Ayşecik,Ömercik gibi her filimde mutlaka gözyaşı dökerim hala...
Bazen de...O'nun yasakladığı yapmasını istemediği bir şeyi yaptığında zevk alıyorsun...Git demedin ki sen..Olsaydı da bana engel olsaydı diye egoistçe düşünüyorsun.
Hepimiz demişizdir mutlaka..''Hep beraber yaşadığınız mutlu günleri düşün''diye...
Sanki insanın annesi ile yaşayabileceği kötü zamanları olabilirmiş gibi...
Kısacası S'ciğim ve Z'ciğim.
Çok zor bir zaman...
Size sadece sabır diliyorum.Unutmayacağınızı çok iyi biliyorum.Sizi çok seviyorum.

Monday, September 14, 2009

YİNE KAZA,YİNE ACI SON

Bir önceki yazdığım yazı evrene yanlış bir mesaj göndermiş olmalı..
Cumartesi günü çok ama çok sevdiğim Yengemin ölüm haberini aldım..
Yine hız,yine trafik canavarı...
Kuzenimle buluşmak için yolan çıkan yengeme,160 km hız yapan bir araç çarpıyor...
Maalesef kaybediyoruz.
Bu gün de eniştemin ölüm yıldönümü...Trafik kazasında kaybetmiştik O'nu da...
Yazlığında,kaldırımda bisiklet kullanırken,belediye otobüsü çarpmıştı.
Seçil'i kaybedeli 2,5 yıl oldu...
Ben,kendi ailemden 3 kişiyi trafik kazasında kaybettiysem....Bunu Türkiye ortalamasını çıkarırsak sonuç,....dudak uçuklatıcı.
Hepsinin mekanı cennet olsun,yolları ışık olsun.
Geride kalan tüm ailelere sabır.

Friday, September 11, 2009

Hayretle seyrediyoruz olan olayları...Aymamışlığı,aptallığı,vicdansızlığı,densizliği...
Şu an Anadolu yakasında hava kapalı...Ha yağdı ha yağacak..Yağmur botları ortaya çıktı yine.
Gökyüzüne yardımcı olmak için,şu an tüm mahalle olarak gökyüzüne deodorant ve saç spreyi sıkıyoruz.
Çirkef biri olduğumu söyler teyzem hep...
Ağzımın pervazı yoktur..
Ailede beni anlattıkları zaman,deli,çatlak gibi tanımlamalar kullanılır.
Annem bile benimle dışarı çıkmazdı kolay kolay..
Çocukluktan beri hep isyankar...Haksızlığa,şapşallığa hep tepkili olmuşumdur..Hak edene,hak ettiği şekilde davranmışımdır.
Genelde hep karşıma çıkar böyle tipler.Hiç utanmam,ortama bakmam...Hakkını veririm.
Dün gece caddede oturuyoruz Sevgiliyle.
Cadde de bir motor..Caddebostan ışıklardan bir gazlıyor,motorun önünü kaldırarak taaaaa Mado'nun oraya kadar gülerek gidiyor pzvnk.Kask yok,plaka yok...
1-2 tur attı ..bne..
Hemen trafik polisine telefon edildi..Arkamızda oturan masa belli motorlu..Uyuz oldular bize..Hiç umurum olmaz.
İnanılmaz bir hızda polis ekibi geldi hemen...2 tur attılar.Yok bulamadılar..Polisler arka yoldan dönüş yaparken bu motorcular yine aynı şekilde geçti..
Herneyse...Ekip hemen Erler kumaşın oraya geldi..Yolu çevirdiler..Kontrole başladılar..
Biz hemen gittik ekibin yanına..
Dedik...İhbar eden bizleriz..
Görüntü hafızam süper olduğu için..Kıyafetlerinden tiplerine kadar..Motorun renginden,tekerlek boyutlarına kadar hepsini anlattım..
Gerekeni yapacaklarını söylediler..
Teşekkürlerimizi ederek ayrıldık yanlarından.
Cadde de bu kadar ölümlü kazalara rağmen bu itlere niye hala bir çözüm bulunamadı..?
Güzergahları belli..Tipleri belli..
2 gözlem kamerası arasında yapıyorlar bu hızlarını.
Demek kamera çözüm değil.
Sıklaştırmak mı lazım?
Cadde de hergün bir ekibin olması mı lazım?
Ama ışıklarını yakmadan,sotede..gizli gizli...
Daha kaç kişinin ölmesi lazım pisi pisine?
Benim de motor kullanan bir sürü tanıdığım,arkadaşım var..Ama hepsi edebinle kullanıyor..Başlarında kaskları,dizlikleri,sırt,bel koruyucuları ile.Ha bir de hepsinin motor ehliyeti var.
Kaldırımda yürümeye,ışıklarda karşıdan karşıya geçmeye çekinir hale geldim..
Sahan'ın,Mc Donalds'ın,ve geriye kalan fast food zincirlerinin,motor kuryelerin çoğu kaldırımda motor kullanıyor..
Yayalara yeşil ışık yandığında,bunlar dinlemeyip yinede geçiyor.
Hepsini üşenmeden ihbar ediyorum..
Ama polisi polise ihbar edemiyorum..Bazı yunus ekipleri ve ATV kullanan polis ekipleride aynı şeyi yapıyor..
Ya birine çarpsalar?Ya o sırada ışık nasıl olsa yayalara yanıyor diye biri bakmadan geçse..bir çocuğa,bebekli kadına..herhangi birine çarpsa..Cezasını bize mi kesecekler?
Gül'ün oğluna ne demeli?
Amcası Tayyip havaalanında bekliyor diye,maça geç kalmamak için..Arabasından inip bir motorlu polisi,kendisini havaalanına bırakması için kullanmasına..?
Biz ne yapalım o zaman?
Akşama misafirim var memur bey..Şu market torbalarınla yürümek zor..Beni bir eve bıraksana ..desek ne olur?
Biz ne zaman bu kadar cahil,bencil,saygısız olduk?
Türk gibi sigara içmek,Türk gibi araba kullanmak..Bunlar bize yapıştırılmış yaftalardı..
Yeni lakabımız belli..''Türk gibi ölü soyma'',Türk gibi milleti söğüşleme''.
Vah ki ne vah bize...
Sel için önlem almak yerine..Allah bizi korusun diyen Vali ve Belediye Başkanımız olduğu sürece..Gittiği iftar yemeklerinde,eğer kendi belediyelerine ait değilse,''Belediyenize söyleyin''diye cevap veren Başbakanımız olduğu sürece,özel zevkleri için devletin memurunu kullanan Cumhurbaşkanı çocukları olduğu sürece...
Bırakın selden ölmeyi...Kar yağdığında,şehrin ortasında çığ tehlikesi yaşar ve ölürüz.
Allah bizi sizlerden,sizinle aynı zihniyette ki kişilerden korusun!!

Monday, August 31, 2009

BİR FİLM,BİR KAÇ DÜŞÜNCE

Cumartesi günü daire kapımız takılacaktı..Bu sebeple gidemedim defilelere...Bekle bekle bütün gün gelmedi kapı.Sonra akşamüstü bir telefon.Başka birinin kapısını sizin sandık,sizinki de elbette gelecek dediler..
Bugün ansızın geldiler..Takılıyor şu an...Sevgili eve erken geldi bu yüzden..Tv seyrederken,kanallar arasında dolaşırken TRT1'de takıldık kaldık...
Filmin adı ''MEMLEKETİM,Yücel Çakmaklı Anısına''
Filiz Akın zengin birilerinin kızı rolünde.Yurt dışında yabancı biri ile kilisede evleniyor..Papaz yüzükleri dua okuyup takarken fenalık geçiriyor.İkonlar,papaz ve cemaat üzerine üzerine geliyor..Ben evlenemem diyerek kaçıyor kiliseden.Yabancı damat koşarak geliyor yanına..''Avrupalı olmak,benim eşim olmak için,ailemin seni kabul etmesi için bunu yapmalısın''diyor..Ve nikah olmuyor...
Bu sırada bizim apartmanı yıkılıyor sanan komşulardan dolayı filmin diğer sahnelerini kaçırıyorum..
Sonra yakaladığım bir sahnede,Filiz Akın'ın evinde bir davet var...Filiz,Bindallı giymiş kadife....Misafirler normal giyimli...Hadi bize bir şeyler çal piyanon ile diyorlar..O kadar ''Avrupa'da yaşadın''diyerek.Filiz Akın başlıyor çalmaya''Ah tut-i mucize guyem''
Sonra davetliler dalga geçiyor falan filan...
Filmi izlerken hatırladım Yücel Çakmaklı'nın kim olduğunu..
R.T.Erdoğan katılmıştı cenaze törenine..
Ve şöyle demişti....
" Bugün burada protokol konuşması yapmayacağım. Benim Yücel ağabeyle tanışmam ta Milli Türk Talebe Birliği yıllarımızda sinema kulübünün kuruluşu günlerine uzanır. Sinemamızda millilik varsa bu Yücel ağabeyle başlar. O bir dönüşümdü, o bir değişimdi. Atılan o adımlar sayesinde farklı bir noktada sanat yönetmenleri oluşmaya başladı. Türk sineması bu noktada kendi sanat yönetmenlerini görmeye başladı."
Benim eleştirim milli sinema görüşü değil...Bu tüm dünyada bulunan sinemacılık tarihinde ki renklerden biri..
Nasıl porn filmi,aşk filmi,komedi filmi varsa bu da öyle bir şey işte...
Benim takıldığım konu ise..
Cüzzam hastalığı ile yaptığı mücadelenin simgesi Sn.Türkan Saylan'ın ismi İstanbul Lepra hastanesine verilemiyor da Yücel Bey ne sebeple 2oo8 yılında devlet üstün hizmet madalyasını TBMM kararı ile alabiliyor.??
Rahmetli Türkan Saylan'ın cenaze törenine hükümetten kimse katılmazken,Yücel Bey'in cenazesine,Başbakan,İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, Yurt Partisi Genel Başkanı Sadettin Tantan, İstanbul Valisi Muammer Güler, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, eski İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna, İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın, eski AK Parti milletvekili Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş gibi isimler iştirak edip Cumhurbaşkanı çelenk gönderebiliyor.
Belki yukarıda ki paragraf tam istediğim bir ''açılım'' olamadı..
Tam söylemek istediğim şeyler şunlardı..
Sadece Milli Görüş filmi çekerek Devlet Üstün Hizmet Madalyası alabiliyorsa birileri...Eğitime destek veren,kız çocuklarının okumalarına destek olan,burslar veren,cüzzam hastalığı ile mücadele eden Türkan Saylan,Lepra Hastanesine kendi ismini verilmesini bile hak etmiyor mu?
Peki TRT,Prof.Dr.Türkan Saylan anısına bir belgesel çekmeyi düşünüyor mu?

Monday, August 17, 2009

BOZCAADA NOTLARI

Tembellik hat safhada...
Okuyorum hepinizi ama yazmıyorum.
Bir ağırlık,tembellik,şımarıklık geldi üzerime..
Son zamanlarda kayda değer bir şeyde yapmadım.Sadece Bozcaada'ya gittik ve döndük..
Biraz oradan bahsedeyim bari size..Hoş gazetelerde sayfa sayfa yazıp döktürüyorlar ama.Ne de olsa benim arkamda sponsor bir gazete yok..
Bir kere Bozcaada'ya gitmek gerçekten çok zor.Hususi arabanızla bile gidecekseniz 6-7 saati gözden çıkarmanız lazım.
Eğer giderseniz de 20 günden daha az kalmayın..Yoksa gittiğinize değmiyor.
Atatürk Havaalanından,Çanakkale'ye uçak seferleri var ama..Ne feribot saatine denk geliyor ne de vapur.Aslında ada'da ufak bir pist var ama kullanıma kapalı.
Ada hayatı,bizler gibi büyük şehir hayatına alışmış insanlar için çok cazip gelebilir.Müstakil evler,renkli kapılar,saksıda çiçekler,begonviller,zakkumlar,tanıdık esnaflar,birbirlerine selam veren insanlar,mahalle barı,kahvesi,lokantası,papazı,imamı...
Keşke herşey bu kadar basit olsa.
Türkiye'nin topu topu 2 adası var.İç deniz olan Marmara'da ki adaları saymıyorum.Bu 2 ada açık denizde olan adalarımız.
Ve maalesef bu 2 adaya elimizden geldiğince sahip çıkamıyoruz.Son derece yanlış mimari,çevre kirliliği mevcut..Günü birlik turlarla yada ev-pansiyon sistemi ile ada ne kalkınır ne de 1 adım ileri gidebilir.
Geçenlerde Ayhan Sicimoğlu'nun Renkler programını seyretmiştim.Aşık olduğum ada Symi'deydi.Devamlı yemek yediğimiz Mano's ile yemek yapıp sohbet etti...Ve çok güzel bir soru sordu.''25 yıl önce geldiğim bu ada niye hala aynı ve bozulmadı''diye..
Mano çok güzel cevap verdi..
1-Ada 25 kişilik bir heyet tarafından ''mimari açıdan'' devamlı denetleniyor.Bir ev alıp tadilat dahi yapsanız yada sıfırdan inşaat,bu heyetin denetiminden geçmek zorunda.
2-Ada'da plastik pencere,kapı,masa,sandalye,şezlong kullanmak kesinlikle yasak.Her şey ahşap.
3-Eğer yaptırdığınız evde heyetin hoşuna gitmeyen bir şey varsa ve sizde ısrarla kaçak olarak yaptırıyorsanız,evinize elektrik ve su bağlanmıyor..Öyle karanlıkta sap gibi kalıyorsunuz.
4-Adalar Yunanlılar için çok değerli olduğundan,hükümetleri özellikle buralarda oturulsun diye emekli olanları orada yaşamaya ikna edip,emekli maaşlarına da 500 euroluk bir eklenti daha yapıyorlar.
5-Çok lüks olmayan ama yinede elektrik ve suyunuzu temin edebileceğiniz minik bir marinası var..
6-Evler ve tüm yerleşim,yaşam yerleri sadece 3 renge boyanabiliyor..Bu üç rengin dışına çıkılmıyor.
Şimdi bunları Bozcaada ile kıyaslarsak.
1-Ada tamamen siyasi amaçlarla yönetiliyor..Kafalarına göre inşaat izni veriliyordu önceden..Ada da birbirine benzemeyen bir sürü ev var..Ve farklı yüksekliklerde.
2-Tüm pencereler plastik...Her pencere farklı büyüklükte..Kafalarına göre cephe belirleniyor oraya hemen bir delik,plastik pencere.
3-Hiç bir heyetin denetlemediği bir yer olduğu çok belli..İçinde mimarlık uktesi kalmış yada stajını burada yapan mimarların felaketlerinle dolu.
4-Halk pek zengin olmadığından ellerindekini satıp savurup paraya çeviriyor..Hükümetin ve bu güne kadar olan bütün hükümetlerin ada halkı için teşvik verdiğini zannetmiyorum..Orada yaşayan emeklilere bırakın 500 euro zam yapmayı,askeri ve siyasi açıdan bu kadar stratejik adayı göz ardı ediyorlar.
5-Marina,marina değil...Yada öyle ama ben anlamıyorum.
6-Bir renk cümbüşü hakim..Kimi beyaz,kimi sarı,kimi mavi boyamış..Ton ton,renk renk..
7-Oranın turizimini batıran ev-pansiyonlar son derece denetimsiz.Sevgilimin dayısının ada'da evi olduğu için,biz orada kaldık..Yoksa hikayeleri duysanız..Beyaz olduğu iddia edilen,sararmış,grileşmiş çarşaflar.Üstelik sizden önce kalan insanların vücut atıklarını görebilme ihtimaliniz oldukça yüksek..Bunu bilen ve fırsat sayan Butik oteller ve çiftlik oteller oda fiyatlarını inanılmaz arttırmışlar.1 kişi fiyatı 120 ile 150 tl arasında değişiyor.Ve bu fiyat sadece oda*kahvaltı.
8- Adanın arkasında bulunan çöplük için hala bir çözüm bulunamamış..Her yer pislik içinde.
9-Rüzgar enerji santralleri harika bir plan..Ama ada halkı bu enerji sisteminden faydalanamıyor bile.
10-Plajlar yavaş yavaş kirlenmeye başlamış bile.
11-Ada'ya uymayan bir mekan..Mado dondurma.
12-Organik olsun,temiz olsun diye evlerde hazırlanan domates reçellerinden almayın..Benim aldığımdan saç çıktı..O hemen atıldı ve marketten,bilinen bir markadan alındı.
13-Çay bahçelerinin etrafında kurulan pazar felaket.Düzen,nizam yok..Önlerine ne gelirse satıyorlar..Şemsiyelerinde renk birliği yok ve hepsi çok pis..Tezgahlar yüzünden kaldırımda yürümek imkansız.
Bu kadar olumsuzluğun üzerine iyi bir şeyler yok mu peki derseniz.
1-Balık Hal'i...Son derece uygun fiyata balık,böcek alabilirsiniz..Hepsi de çok taze ve lezzetli.
2-Aldığınız balıkları Şehir Balıkçısı yada Lokantasıydı...Cüzzi bir ücretle pişirtip,harika mezeler eşliğinde ve rakıyla hüpletebilirsiniz...
3-Şarap Takıları Mağazası pek neşeli bir yer..Sahibi çok kibar biri..
4-Çiçek Fırın'ın Dereotlu mısır ekmeği gerçekten harika..İstanbul'a döndüğümüzde 4 günde 2 ekmek bitirdik..Ki biz,1 ekmeği 1 haftada yiyebiliyoruz normalde..
Yani ada hayatı,lavanta kokusu,zeytin ağaçları,begonvil demek değil...
Devletin acil bir el atması lazım...Rant beklemeden,kimseyi zengin etmeye çalışmadan..Sadece halk için..Orada yaşayan halk için..
Bu arada Ada'nın arka bölümünde büyük bir alan tamamen kazıklarla çevrelenmiş..Büyük alan dediğim yer neredeyse ada'nın yarısı.
Kimileri Ağaoğlu aldı diyor.Kimileri Taşyapı,kimileri de El-Maktum..
Eğer böyle bir hainlik yapıldıysa,bir daha Bozcada'dan hayır gelmez...

Wednesday, July 22, 2009

4O YAŞ SENDROMU MU?

Ben severim bakımlı erkekleri...
Güzel giyinsin,sabah akşam yıkansın,hergün traşını olsun,eller ayaklar düzgün olsun..Hafiften karizmatik bir parfüm kokusu gelsin...
Allah için benim sevgilide böyledir.Yalnız bu aralar bazı şeyleri gözüme batmaya başladı.
Mesela hergün kafasına masaj yapar..Bir aleti var,elektrikli tarak gibi bir şey....Kafasını baş aşağa eğip,15 dk kadar saç diplerine masaj yapar.Kan dolaşımını harekete geçirip saç dökülmesini önleyecekmiş..Tabii bunun dışında kullandığı özel şampuanlarını ve ampulleri saymıyorum bile...
Kurumsal bir firmadan ayrılıp kendi işini yapmaya başladığından beri,içinde kalan bazı şeylerde ortaya çıkmaya başladı..
Lacivert,gri ve siyah takım elbise sahibi olan,gözleri mavi diye mavi gömlek ve beyaz gömlekten vazgeçmeyen bu adama...Hay demez olaydım..geçen sene söylemiştim.Mercan 2009 yaz'da moda olacak diye..
Dolabı birden renklendi.
Açık mercan,şeker pembe tshirtler,gömlekler...Beyaz,bej bermudalar..Birken terlikler...
Kırışık önleyici kremler...Eller,ayaklar,kollar kremlenir..
Kremi bittiğinde benimkilere saldırır..
Benim Dr.Murad'ları köşe bucak saklıyorum ondan...Böyle durumlar için ortada mutlaka Bepanthol yada Dove bırakıyorum meydana.
Mesela vücut şampuanlarıma saldırır her zaman...Koklar öyle kullanır..Favorisi,bergamut ve marshmallov.
Her sabah bir kıyafet krizi yaşanır evde..
O pantolon,bu bermuda,o tshirt,bu gömlek..3-4 defa dener..soyunur..tekrar dener..Bir giyinme odasında ki aynadan inceler kendini bir de girişte ki aynada..
Bunları kendi başına yapsa iyi..Beni mutlaka esir eder yanında.
O mu bu mu?diye..
Hah!derim bu sefer tamam galiba çıkacak evden..
Elinde bir gömlekle çıkagelir yanıma..Şunu bir ütülesende bunu giysem diye..Ütülerim,bir bakarım başka şey giymiş yine..
İlk flört etmeye başladığımız zamanlarda bayılırdı çoraplarıma benim.
O zamanlarda alıştırmıştım bende O'nu Calzedonia çoraplara...Sonra İntimmisimi açıldı.Pijama,mayo,çamaşır..Evde kataloğunu gördüğünde mutlaka bakar.Sayfa no'su verir..Bak bakalım şunlar var mı?diye.
İnsanlar evlenince bir rehavet çöker üzerlerine...İnadına kilo alırlar.Biz tam tersine,ikimizde evlendiğimizden beri kilo veriyoruz..O 9kg verdi ben de 3-4 kg.
Alışveriş maceralarımızı az çok biliyorsunuz..Bir girdiği mağazadan 2 saat çıkmaz..Dener,dener,dener..Sonsuz bir ritüel..
Eminim Deniz Berdan ve Eda Taşpınar benim sevgili gibi bu kadar zaman harcamıyorlar evden dışarı çıkmak için.
Hergün evden çıkması 12:30 u buluyor.
Hep bir yerlere O'nun bu hazırlanmaları için geç kalırız.
Seviyorumda aslında böyle olmasını ama bazen cinlerim tepe çıkmıyor değil..
Benim duş alma,giyinme ve makyaja harcadığım zaman 35 dakikayı geçmez.
Bir 10 sene sonramızda merak ediyorum..Hangimiz daha çabuk yaşlanma belirtileri göstereceğiz acaba?
Eminim O'nda Cemil İpekçi gibi gergin bir ten olacak..
Bazen soruyorum, sende 40 yaş bunalımı mı başladı?diye.
İkinci bir İrfan vakası yaşamak istemiyorum çünkü..İrfan kim mi?Benim biyolojik baba..
Haydi hayırlısı diyorum..
Bakalım göreceğiz beraber..