Monday, August 9, 2010

EVLİLİĞİ RIO KARNAVALI SANMIŞTIM

Özlediniz mi beni?
Ayyyy, hiç vaktim yoktu.
Bu aralar hiç halim yok.!
Özle beni blog!
Gibi girizgahlarda bulunmak istemiyorum. Özleyen arar, merak eden mail atar değil mi?
Kendimi şirin, mağdur, cimcik bir kız gibi göstermeden, hoş beş cici bici demeden içimde birikenleri anlatacağım şimdi sizlere.
Hiç bir zaman 4/4' lük biri olmadım. Kimse olamaz zaten. Ne ben, ne sevgili.
Ama bizim hala aşamadığımız, daha doğrusu benim aşamadığım, ona göre pek problem olmayan bazı sorunlarım var.
Şu gece gezmeleri hala devam. Alıştım artık diyelim. Alışmasam da alışmış gibi davranmaya çabalıyorum.
Ama kızdığım şey. Madem gecenin (sabahın) 4'ün de eve geleceksin niye anahtarınla kapıyı açmazsın be adam. O saatte zile basıp basıp uyandırırsın beni?
Ben bu saygısızlığa dayanamıyorum işte. İyi bok yedin çıktın dışarı, polise yakalanmamak için arabanı bir yere park etmek aklına geliyorda o anahtarı taşımak neden aklına gelmiyor acaba?
Ne yani, ev kadınlığı dediğin şey 7 gün 24 saat kapıda beklemek midir? Öf pöf dememek, vıdı vıdı etmemek midir?
Bu basit gibi gelen olayı ben 4-5 gün uzatıp sürdürebilirim. Suratımı asarım falan filan.
Bunun altında yatan sebep ise;
Evlenmeden önceki zamanlarda hep beraber vakit geçirirdik, hafta sonları için planlarımızı yapardık. Tatillerimizi denk getirirdik falan.
Tabiki evlendi diye arkadaşlarınla görüşmemesi gibi bir şey talep etmiyorum. Nasıl ben Ayşe, Fatma vs. ile görüşüyorsam o da görüşecek arkadaşlarınla.
Ama bu bitiyor evlenince.Beraber geçirilen zamanlar Ayşe'nin Ahmet'in düğünü, Ali'nin sünneti, Gonca'nın doğumgünü yemeği gibi paylaşımlar olmaya başlıyor.
Zaten eve ağzı burnu bir tarafta geliyor. O siyaset programı, dünya kupası, avrupa kupası derken cumburlop yatak. Ne konuşursun ne paylaşırsın.
Ha bir de utanmadan şöyle der, ''Bütün hafta beraberiz ya hayatım''.
Daha komiği tatil dönüşü bir gece annelerinde kalacaktık. Ev kalabalık anne, baba, 2 çocuk, sevgilinin kardeşi, karısı, annesi falan. Yazlık ev 2 oda 1 salon..Sığıştık neyse. Ama çocuklardan biri açıkta kaldı. Sevgilinin dediği ''eeee biz bütün hafta tatilde beraber yattık bu gece ben çocukla yatarım'' bir de yüzüme bakarak onay almaya çalışıyor.
Galiba bazı erkeklerin beyninin her iki lobu çalışmıyor.
Böyle durumlarda hani filmlerde yakın plan çekimleri vardır ya...Kamera oyuncuya yaklaşır ve etraftaki duvarlar yada objeler uzaklaşır gibi gözükür. Birden ortada öyle bok gibi kalınır. Ha işte o kamera beni devamlı o planda çekiyor...Böyle boooook gibi kalakalıyorum.
Anladım ki bir kadının saygı-hürmet görmesi için bok gibi para kazanması ve şakşaklı olması gerekiyor.
Ha benim istediğim atla deve değil.
Sadece ayda 1 bilemedin 2 şöyle eski günlerdeki gibi güzel bir yerde yemek yemek, eğlenmek.
Şimdi okur bu yazıyı o yüzden mekan adı vereyim bari...Öyle Bostancı 4'ler kebap değil canım. Ne bileyim beraber gidelim Nevizade' ye, Asmalımescit'e oradan Nupera vs. vs..
Mesela doğum günüm için böyle bir şey yapacaktı. Ama o zamanlar inanılmaz yağmur vardı İstanbul'da... Ben de istemedim o yüzden birkaç gün sonra yaparız dedim. Cuma günü için Ok'ledik.. O gece bu yine erkek erkeğe dışarı çıkmayı tercih etti. Yani benim yerime 2 adamı.
Tatilde telafi ederim sırıtışıyla konuştu durdu.
Evet tatilde iyi eğlendik. Gayet güzel geçti. Ama o günün yerini, bırak o günün yerini benim yerine önceliğini başkaların alması kırıyor açıkçası.
Ben de diyorum her seferinde kendime. Bundan sonra önceliklerimi ben de değiştireceğim. Ama ben öyle yapamıyorum ki.. Onun yerine surat asıp kendimi sinir ediyorum.
Senelerce yüzümde geçmeyen egzemaların bir diğer mimarıdır sevgili..
Kendimi eleştirirsem eğer...Bir sürü şey çıkar tabii.
Mesela sabahları bildiğin domuzumdur.Karnıma 2 lokma girene kadar vıdı vıdı konuşurum. Evde hata ararım. Sevgilinin damarına basa basa bir hal olurum.Genelde sesini çıkarmaz. Anlayış gösterir. E göstersin...Yediği boklara saysın( sinirliyim ya hala, yaranılmaz bana)
Evi beyaz yaptığımızdan beri Criminal dedektifi kesildim başına. O kıyafetle oraya oturma, gazete okuyunca elini yıka, halıya bir şey dökme, sandalyeyi yerine koy, o kapının niye kolu var tutumak için o zaman yapışma kapının tahtasına vs vs...
Bırak değil mi? Dağıtsın arkasından topla...Ama yok obsesif olmaya başladım. Leke olmayacak, iz olamayacak, her şey yerinde duracak.
Aslında yazacak daha çok şey var....Bir kısım parmaklarımı rahatlatmıştım oldum bu yazıyı yazarak...
Bir dahaki krize kadar bekleyin beni..




Tuesday, June 8, 2010

FABERGE YUMURTALARIM

Dün gece rüyamda rahmetli annemi gördüm. Yüzümde salak bir sırıtışla '' hamileyim ben'' diye müjde veriyorum.
Oysa ben bu aralar yumurtalarıma Faberge yumurtaları muammelesi yaparken.
İsrail olayı kıçımızda patlayacak, yok işsizlik, yok bilmem ne derken her klasik kadın gibi ''bu dünyaya çocuk mocuk yapmam ben'' diye atıp tutarken, bok gibi oldum valla.
Arkadaşlarımız, sevgilinin ailesi ay torun, ay çocuk diye telefon açtıklarında Kamboçya'dan alacağız bir tane, diye gevrek gevrek cevap veriyordum halbuki.
Eh be anneceğim, yani tam rüyama girecek zaman buldun. İster misin şimdi benim kaybettiğim tüm akrabalar benim rüyama çıkartma yapsın? Aaaaa torunumuza bakalım, diye.
İnan korkudan yaparım.
Ver bana eş, dost, akraba bebeklerini tüm gün bakarım, yıkarım, koklarım, yediririm. Ama içime kaçamadı bu analık mevzusu o ayrı. Tam zamanlı, ömür boyu analık şimdi bana bir garip geliyor.
Tatile gidip 2 gün affedersiniz ama, kabız olup bir şey yapamama durumunda gördüğüm o göbeğimin hali gözümün önüne geliyor, benden önce şezlongda yan yatan bir yağ kümesi... Aman allahım oluyorum o zamanlarda. Bir de böyle şişip şişip patlayacak balon gibi bir göbekle ne yaparım ben diyorum.
Gördüğüm rüyayı şu geviş getire getire sunuculuk yapan Rüyanız Hayrolsun ablaya anlatsam, ya kocan aldatıyor diyecek yada günaha girmişsin diyecek al sana o zaman daha beter sıkıntı.
Ben biliyorum ama niye görüyorum bu rüyaları.
Abim evlendi, bizim biyolojik baba geldi ya oraya. Herşey o gece başladı zaten.
Sabaha karşı sevgili uyanmış tuvalete gitmiş. Geldiğinde ben yatakta çığlık ata ata kelimei şahadet getiriyormuşum. Adamcağız bir panikle uyandırdı beni. O da deprem mi olacak, bu saftirik niye kelimei şahadet getiriyor diye endişelenmiş.
Oysa gördüğümü şimdi şimdi hatırlıyorum. Babam beni sehpanın etrafında koşturtup kovalıyor, bir de çelme atmaya çalışıyor. Ben de nedense kaçmak için imana gelip bağırınıyorum.
Kıssadan hisse;
İleride çocuklarınızın benim gibi saykoya bağlamasını istemiyorsanız, ya evliliğinizi adam gibi yürütün, çocuklarınızın hayatını boka çevirmeyin. Yada çıktığınız hayata girmeye çalışmayın.
Valla yakında gittigidiyor' da 3tl-5tl diye satışa çıkartırım faberge yumurtalarımı o olur.

Sunday, May 30, 2010

İSTEMEDİĞİN OT BURNUNUN DİBİNDE BİTERMİŞ

En mutlu, duygulu, yarı ağlamaklı, eksikli günümün tek özeti budur!!
Bugün ağabeyim evlendi. Pek mutluydum. Annemiz yok, hüzünlüydüm. Keşke görebilseydi diye gözyaşımı sile sile izledim töreni.
Yaş ilerledikçe yaşlı teyzelere bağladım olayı. Ota boka ağlar oldum.
İstemediğim ''ot'' nikaha geldi. Ve tam karşıma çıktı.
Öyle bir yerde kaldım ki..Tam kabak gibi ortada. Ne sağa ne sola kaçabildim.
Canım kızım, diye yalandan yaladı yüzümü. Bende hortlak görmüş bir ifade. Yanında da kızı var. Çocuğun ne günahı var..Ah canımm, büyümüşsün gibi 7 sene sonra kurulabilecek en samimiyetsiz salakça bir cümle kurdum. Kızcağız afalladı tabi. Eniştesinle ( benim sevgili) tanıştı bir de üstüne.. Evlenmişim bir yıl geçmiş.. Üzerine görüşülmeyen 7 yıl..Eeee büyüyecek tabii.
Ot Bey' de duygusal anımı kullanıyor. Bitsin bu dargınlık, aman görüşelim, gidelim gelelim, durumlarına bağlamış olayı. Sevgiliyle cevabımız '' bakarız'' oluyor.
Seni geçenlerde aradım, dedi..
Duymadım, telefonum bazen kilitleniyor, dedim.
Ah kızım, ben sana alırım bir telefon, ben senin babanım, dedi...
Şalterler attı benim.
Gözümde allahtan kafam kadar gözlük var. Ateşin gözbebeklerimden çıkmasını engelliyor.
Sen bunca yıl bir bok yapma, tek kuruş bile emeğin geçmesin..Oğlunun nikahına bile saçımın teli kalınlığında, göstermelik bir bilezik tak..Sonra gel bana telefon alırım de.
Samimiyetsizliğin son noktası.
Sen bunca yılımın içine et..Senin aramalarına özellikle çıkmadığım halde gel bana babam mış gibi davran.
Dua et yanında kızın vardı. Dua et yanında o salak karın yoktu.
Bu nikahın sonu 3. sayfa haberi olurdu.

Saturday, April 10, 2010

SİNİR OLDUM.

İş hayatımı bıraktığımdan beri ev, market, arkadaş, cadde arasında mekik dokuyarak gayet risksiz bir hayata sahip oldum.
Ev - market, veya ev - cadde arasında başıma gelebilecek en kötü şey pazar torbamın yırtılıp domateslerin yere saçılması veya kaldırımda sivrilmiş bir taşa basarak tökezlemem, en kötüsü kedi yada köpek kakasına basmak olabilirdi.
Uzun bir zaman sonra kendimi Avrupa taraflarına attım. Hava harika.. Ama görev farklı.
Risksiz olan sıradan hayatımda Aslı ile beraber yapmaya çalıştığımız ModaMutfagi adlı blogumuza yazılar yazıp, defilelere veya tanıtımlara davet edilip, partilere katılıp blogumuzda bu bilgileri sizlerle paylaşmak ve böylece burnumda tüten tekstil hayatımı bir nebzede olsa yaşamak, piyasadan uzak kalmamak ve en önemlisi eğlenmek!
Dediğim gibi '' Görev farklı!''
1 Nisan tarihinde Modazon tarafından W Hotel' de düzenlenen Simay Bülbül defilesinde çalınan Nikon fotoğraf makinamın peşine düşmeye gittim. Ama bulamadım. 1 haftalık inceleme araştırma sonucu makinamın üzerine sadece 1 bardak su içmeye karar verdim. Giden gitti ama içinde o kadar iyi detay fotoları vardı ki... İçim sızladı resmen.
Asıl garibime giden şeyse bu kadar iyi bir otelde düzenlenen kamera sistemi.
Sanırsınız ki, ben bir hayaletim. Resmen gözükmüyorum. Tüm açılardan bakılmasına rağmen hiçbir şekilde kamerada gözükmüyorum. Lanet olsun o kör açıya.
Ne yapacağım peki ? Bundan sonra bir yere gittiğimde yada bu tarz defile etkinliklerinde kamera açılarına göremi yerimi belirleyeceğim yani.
--- Hmmmm arkadaşlarım o masada ama ben ot gibi şu orta yerde durmalıyım yoksa beni kamera görmeyecek, eğer bir şeyim çalınırsa kanıt olmalı----vs gibi saçma sapan şeyler mi planlayacağım.
Hayır birde anlayamadığım, bundan yaklaşık 5 sene önce Atatürk Hava Alanı' nda sevgilimin çalınan cep telefonunu kamera kayıtları sayesinde kimin çaldığını tespit edip, çalan kişinin ev, iş adresi ve telefon numarasına kadar bulup polise teslim etmiştik. Tabii adalet sistemi nasıl çalıştığını o zaman anlamıştım. Dava açılmadan olay bir şekilde örtbas edilmişti.
Havaalanı diyorum. Günde 1000'lerin üzerinde insan kalabalığı olduğu bir alan. 200 - 300 kişilik lansmanın yapıldığı bir alan değil yani.
Ne kadar hala içime sindiremesemde Taksim' den karşıya geçmek üzere dolmuşa bindim.
Tatataaaaaaaaaaaam !
Ben bugüne kadar hiç bir sarı dolmuşta cep telefonu ile konuşmanın yasak olduğunu görmemiştim.
Bindiğim bu dolmuşta o sistem varmış.
Tepede kedi kıçı kadar bir uyarı işareti.... Nereden bileyim bende.
Giden makinam hakkında sağa sola demeçler verirken, anlamadığım bir türkçe ile şoför beni uyardı....
-Hanfediiii, bu arabanın APS' si var APS' si diye tükürükler saçarak uyardı...
Ah! bilmiyordum kapatıyorum derken, adam hala susmuyor...Tamam dedikçe...Otomatiğe bağlamış bir şekilde hala konuşuyor...
Yanımda oturan bayanda konuşuyor telefonunla...
Aynı böğürtü yine ona da yapılıyor..
Ve olay inanılmaz bir şekilde büyüyor...
Kadıncağızı tehdit ediyor... İnsan mısın sen! gibi hakaretler ediyor.
Kadıncağız ben avukatım bak uyarısına rağmen verip veriştiriyor.
O kadın için Kızıltoprak' da iniyorum...Benimle beraber atlıyor arabadan.
Hemen plaka nor ediliyor falan derken..Şoför arabadan hınçla inip elini kaldırarak kadının üzerine yürüyor... Tehditler...Bineceksin arabaya beraber gideceğiz polise diye bağırınıyor..
Trafik Kızıltoprak'da sıkışık olduğundan herkes bize bakıyor. Ben kadıncağızı adamdan korumaya çalışıyorum falan filan derken...Orada trafikte olan genç bir adam el frenini çekerek adamın üzerine yürüyor..Sıkıysa gel mel tehditleri..
Sonra şoför tırsıp kaçıyor...
Herneyse.. Daha sonra kendinin avukat olduğunu söyleyen bu mağdur bayan gerçekten avukat çıkıyor..
Emniyette bulunan polisler son derece yardımcı olmuşlar..Şahit olarak ben kayıtlıyım..
Adamın belgeleri iptal ediliyor. Bir daha bu işi yapamayacak gibi gözüküyor.
Ve adam ben böyle bir şey yapmadım diye inkar ediyor... Ama tüm Kızıltoprak MOBS kameralarında ağzından sıçrayan tükürüklere kadar adamın her hali kayıtlı...Ha kamerlarda ben de varım... Hayalet değilim bu sefer.
Giden kameranın ardından üzerine bu gerginlik hiç ama hiç iyi olmadı benim için...Yüzümde ki egzamalar arttı maalesef. Sinirden kaşın kaşın yüzüm maymunun kıçı gibi pembe pembe oldu.
Ne güvenim, ne inancım, ne de saygım kaldı...
Hepsini yitirdim bu aralar...
O salak şoför potansiyel katil....Etrafımızda bulunan düzgün giyimli insanlar potansiyel hırsız oldu benim için..
Karamsarım.. Değişmeyide düşünmüyorum.

Friday, March 26, 2010

AĞZIM AÇIK KALDI

Aaaaaaa... Şok!
Digiturk yan oda üyelik için geldiler..Sistem aktive olana kadar tek bir kanal açık. Malum kanal. Trt 1.
Telefonda yarışma düzenliyorlar. Ödül 1000 TL.
Sorular şöyle..
1- Gıybet nedir?
2- Gıybet sadece ağızla mı yapılır?
3- Kur'an da gıybeti anlatan sure hangisidir?
4- Sanatçımız az önce hangi şarkıyı söyledi?
5- Gıybet nasıl af edilir?
6- Dinlemek günah mıdır?
7- Az önce yaptığımız yemekte kaç kilo et kullandık?

Program '' Boş yere ağlama, kalbini bağlama, Ankara kızlarına'' diyerek kadınların karşılıklı göbek atması ile son buldu...
İnanamadım.
Allah sizi ne yapsın.
I HATE I HATE I HATE

Friday, February 12, 2010

Lee Alexander Mcqueen

video

Thursday, February 4, 2010

Burayı boşladığımın farkındayım.
Bir kaç gün daha izin verin.
IFW010'da sizin için defileleri seyrediyorum.
Yazılarımı MM'da bulabilirsiniz.